29 Aralık 2016

Kore'nin Popüler Müzik Gruplarına Dair Kalan Son Sempati

Kore'de hakim olan popüler müzik gruplarının akımları son zamanlarda beni çok sıkmaya başladı. Büyük oranda kendilerini terk ettim. Sabit bir grup var, diğerleri ise arada sırada gözüm değerse. Benimle paralel mi gidiyorlar nedir. İlk zamandan bugüne evreler atladım, değişimler oldu. Aynısı onlarda da oluyor. İlk tanıdığımda herkes saçını liseli gibi keser, üniforma giyer ya da sokak tarzı giyinir ve öyle klip çeker, o tarz şarkılar çıkarırlardı. Bir ara gizemli konulara sardılar. Şimdi çoğu yetişkin konsepti yapmış, ki haz etmediğim bir akım bu. Önüne gelen boynuna bandaj takıyor, fırfırlı-dantelli gömlekler giyiyorlar, bazılarında gerçekten kötü duran lensler takıyorlar. Bunları erkek grupları yapıyor. Kız grupları ne alemde bilmiyorum, sadece bazılarının sevimliden yetişkin konsepte geçtiğine şahit oldum. Toplu karar mı alınıyor acaba? Evet arkadaşlar bu mevsim herkes şu parlak gömleklerden giyecek, kurdeleler takılacak, lensler nerede... Muhtemelen öyle. Ya da bu her zaman olan şeydi ve ben kendim kuruntu yapıyorum. İki türlü de tadı kaçtı bu meselenin. Herkes seri üretim gibi. Belki bundan önce de böylelerdi. İçimde biraz hayal kırıklığı mevcut. Dediğim gibi büyük oranda tadı kaçtı bunun ve son kalan parçalara değinmek istiyorum.

10 Aralık 2016

Haftalar Ne Kadar Hızlı Geçti.


Aradığım bir şey var. Onun yokluğunda her şeyi israf ediyorum. O yok diye, ben bu mekanın vasıfsızı sayılıyorum. Gelirse ne olur düşünemiyorum. Şu ana kadar hiç gelmedi. Gelse, benim bildiğim ama insanların bilemediği yanım artık gün yüzüne çıkar mıydı acaba. Yoksa boş bir beklemeden bir ibaret de, ben böyle harcanıp gidiyor muyum.
- - -
Ben küçük bir kişi oldum şu zamana kadar. Kanatlarım küçük. Omuzlarım dik ve kararlı durmaktan ziyade büzülüp ürkmeye meyilli. Yer çekimine bağlılığım çok sıkı, kolayca bırakamam kendimi rüzgara ya da en sert döngülere. Sivri yanlarım yok bana siper olsunlar. Belki hala gelişim aşamasındalar ya da baştan beri zayıflar. Anlaması çok uzun sürmez, yakındır.

- - - - -


Dizi sevdiklerim arasında bile değil. Hikayesi ve sahneleri özünde burada göründüğü gibi eğlenceli değil.
Ama bu video şarkının ritmiyle, sahnelerin editlenmesiyle çok güzel bir bütün olmuş.
Neşeliyken izliyorsam içim kıpır kıpır oluyor, çok tatlılar !
Güzel editlenmiş videolara zaafım var da. Yaşasın süper düzenleme yapanlar !

06 Kasım 2016

Sarı Kepçe Kulak ile Kısa Bir Anı

Dün aklımdan bir yazı yazmak geçti. Telefonumdan silemediğim, üstüne bir şey karalama isteği taşıdığım bir fotoğrafla ilgili bir şey...
Her şey bu fotoğrafla başladı. Kardeşim bana bu fotoğrafı atıp "Annesi falan yok herhalde, süt verin" yazmıştı. Heyecanlanmıştım, üstelik mesajı geç görmüştüm ve hava kararmıştı bile. Hala sokaktaydı ve ben de çıkıp kaşar peynir vermeye çalıştım. Tüyleri yine böyleydi, diken diken. Çevredeki kediler peynirleri güzelce yedi ama bu daha zar zor yürüyordu, önüne attığımda algılamakta zorluk yaşıyordu herhalde yoksa normal bir kedi gibi refleksle atılırdı. Benden ürktüğü için yaklaşmadı ama anası olduğunu tahmin ettiğim kedinin yanına geldi, orada bir şeyler yiyebildi. Annesiyle bir de bundan büyük olduğu belli ama hala yavru sayılacak bir kediyle sokakta ilerleyip gittiler. Ben bu turuncu, ufak, incecik kuyruğu olan sıpayı unutamadım. Akşamları evdekilere soruyordum sabah gördünüz mü diye. Pek ortalıkta görünmedi, zaten anası bizim evin önünde çok takılmazdı ama ben hala yaşayıp yaşamadığı merak ediyordum. Fotoğrafını çevremdekilere gösterdim, "Aaa hasta bu, çok yaşamaz" dediler. Üzüldüm. Ben çoktan hayaller kurmuştum, her sabah ona bir şeyler vereceğim, kedilere dokunmak konusundaki ürkekliğimi atlatacağım, (büyütüp okula göndereceğim haha) vesayre... Ben kedinin yaşaması konusunda ümidimi kaybetmişken ikinci bir mesaj geldi.

Uzun bir zaman silemedim bu mesajı. Açıp açıp mutlu oluyordum. Sıpa, tüyleri düzelmiş hem de pek hasta gibi durmuyordu. Kepçe kocaman kulaklarından belliydi. Öyle de işte, ben onu bir kere ve son defa görmüş oldum. Daha da rastlaşmadık. Umarım yaşıyordur. Bunca zaman öyle umdum. Anası gene buralarda dolaşıyor, daha kaç kere yavruladı Allah bilir. Benim aklımda en son kalan bu fotoğraflar ve üç irili ufaklı kedinin akşam vakti uzaklaştığı o kare oldu.

17 Ekim 2016

Tebessümlerim, acı ya da tatlı.

Son zamanlarım bayağı enteresan geçiyor. Kısa zamanda daha önce olmadığı kadar gitgeller içinde kalıp durdum. Hala o çalkantılar arasında mide bulantısı çekiyorum. Günden güne değişen, yüz ifademe çokça yansıyan bu durumların tezatlığı üstümde güzel etkiler yaratmıyor. Her neyse. Boğulup kaybolacağımı düşündüren bir günde, bana eşlik eden iki şeyi ve günün bütün acısını üstümden alıp götüren bir şeyi buraya bırakacağım.

S - F L ~
Baştan sona beğeniyorum. Bazı yerlerde ta içime dokunan noktalar var, tarifi bana özel. Gözlerimin yaşarması gün geçtikçe etkisini kaybeder ama şimdilik hala yaşarıyorlar. Ayrıca, böyle etkileyici bir şeyi bildiğim ve sahip olduğum için iyi hissediyorum.

~ RM - R ~
Manası bilinmedikçe silinip giden bir başka parça daha, aynı üstteki gibi. Benim için ise manasını gördüğüm an bağlandığım bir parça daha. Onun ağzından çıkan kelimelerin melodisinin bende oluşturduğu samimi his yine burada. Buradakilerin aynısını üstteki için de kullanıyorum.

~ KNK- I'll Be Here ~
Bu bir anime-film. Hemen izlemek üzere bir link koydum. Ama bilmeyen için önce 12 bölümlük animesi izlenmeli. Bu film... O gün içimde çiçekler açtırdı, gün boyu yapamadığım gülümsemeyi kocaman şekilde yüzüme yerleştirdi. Gözüm ve kulaklarım şenlik etmişti. Artık ferahlamıştım.

- - - -

Bahsetmeyi planladığım üç şeyi bitirdim. Şimdi ekstrada.
~ JH - M ~
İsminin hakkını veren biri, "hope". İçimde bir avuç dolusu sevgi ve neşe oluştu. Her zaman diyemem ama çoğu zaman bunları tanıdığım için mutlu hissediyorum. İyi çocuk seni.

~ ~ ~
Saydam'dan bilerek kısa ve öz tutulmuş bir yazı okudunuz.
Uzun yazmak istedim sonradan kısasının daha makbul olduğunu düşündüm.

23 Eylül 2016

Göremediğimiz Tüm Işıklar'ı Okudum.

Giriş konuşması:
Merhabalar! Burayı çok boşlamışım hissi son günlerde hep içimdeydi. Fırsatım olmadı, moduma giremedim, bazen bahanem sadece üşengeçlikti. Fazla uzatmadan yazı güncellemek istedim. Son paylaştığım yazıya bakacak olursak koyduğum video telif hakkı nedeniyle kaldırılmış, halbuki ben onu çok yakıştırmıştım bloğuma. Beğendiğim videoların silinmesi önceden de başıma geldi, hiç hoş değil! Asıl konumuz, Anthony Doerr'in Göremediğimiz Tüm Işıklar adlı kitabını okuduğuma dair bir yazı. Hadi geçelim.

Not düşmeliyim, bu bir tanıtım yazısı değil. Kısaca tanıtımını okuyup gelirseniz raylar daha iyi oturur. Okumayanlar için ben ilgili soruların başına spoiler yazayım siz de onları okumayın çünkü kitabın son sayfasına kadar spoiler içerir. Kitabı okumuş olmanız sizi yazının sonuna kadar götürür.

"Anthony Doerr - Göremediğimiz Tüm Işıklar"

Bendeki kitabın kapağı aynen bu.
1) Bu kitapla nasıl tanıştım?
Çok şuursuz bir tanışmaydı aslında. Ben kitap yorumları okumaktan mükemmel haz alan biri değilim. Yorumu yapılan çoğu kitabı okumamış olmam bunun sebebi olabilir. Bir blog arkadaşımın kitap yorumlarına şöyle bir göz atarım ama daha ileri gitmedim şu zamana kadar. Blogger anasayfamda gezerken Kırıntı'nın yazısını gördüm. Okuyacağımdan değil ya girdim işte. Genelleşmiş tarzda bir kitap yorumu paylaşımı değildi, kendisi de aynısını söyler. Yazının başında birkaç not düşmüştü, kitaptan alıntılar içerdiğine ve kitabı okumayanların spoiler yiyeceğine dair. Yorum kısmına atlayıp öyle bir merakla girdiğimi okuyamadan çıktığımı söyledim. Birkaç gün sonra yolum kırtasiyeye düştü. Yanımdaki kişi bir kitap arıyordu ben de o sırada mavi kapaklı ve ışık'lı bir kitabı arar oldum. Kitabı elime aldım bi sayfasını açtım, vurulmadım ama beni yormadı da. Heyecanla olmasa da satın aldım. Alman ve savaş gibi bu kitabın temasını oluşturan kelimeler normalde hiç ilgimi çekmez. Kendi kendimi ikna ettim. Biraz değişiklik yap dedim. Böylece kitap benim oldu.

2) Kitabı nasıl bir şey sanıyordum? Sandığım gibi miymiş?
Bir sayfasını okuduğumu söylemiştim.

07 Eylül 2016

Kelimeler Olmadan.


...

.

19 Ağustos 2016

Beğendiğim Düetler ve Karşı Komşularım

► Bir Anlatma
Konu, odamın penceresinden görünen karşı bina. Saymadım ama üç katlı bir ev olması lazım ve muhtemelen kalabalık bir aile binası. Onlara karşı olan düşüncelerim sık sık değişiyor ama şu an onlar hakkında bir şey yazma isteğimi gerçekleştirmek istedim. Pencerem onların geniş terasını da odalarının pencerelerini de görüyor. Birnevi benim odamda yaşıyorlar. Mesafe yakın olduğu için perdemi kapalı tutuyorum ama odamı havalandırmam gerektiği için seslerine bir engel koyamıyorum. Bazen çok güzel sesler geliyor oradan. Yaramaz yerinde durmayan ve bazısı sevimli küçük çocuklar, pek ses çıkarmasalar da terasın serin havasından yararlanmak için orada takılan gençler var ve güzel sesler kategorisine sokamadığım bağırıp çağıran yetişkinler... Ramazan'da iftarlarını ve sahurlarını terasta geçirdiler. Yani sık sık sofra hazırlıkları, çekirdek çitlemeleri, çayın demlenip demlenmediğini soran seslere şahit oldum. Bana eskiyi hatırlattı. Eskiden biz de öyle yapardık ve bulunduğumuz yerde o kadar kalabalık ve farklı yaşlardan oluşmuş toplanmaları sadece biz yaptığımız için tek olduğumuzu düşünmüştüm. Halbuki benzerimiz de varmış. Genelde eskiyi hatırlatsalar da bazen beni gülümsetiyorlar. Küçük bir kız çocuğu var, böyle tatlı tatlı konuşuyor. Daha sevimlilik zamanları, yaramazlık yapıp bunaltmıyor fazla. Onun sesini duyunca gülüyorum. Bir gün evlerine arı girmiş (nereden geldiyse artık) annesi söyleniyordu "Nereden geldi bu arılar yaa" diye, kızı da arkasından annesini tatlı tatlı taklit ediyordu. **alıp sıkacaksın yanaklarını** Kız öyle söyleyince annesi yeniden yeniden söyleyip gülmüştü. Evin genç kısmı-

04 Ağustos 2016

Reply 1988'i İzledim.

Geçen günlerde bitirdiğim "Reply 1988" adlı yapımdan birkaç alıntı okutacağım. Sonrasında iki şarkıyı göreceksiniz. Eğer ki yazılardan gerekli atmosferi kapıp duyguya girerseniz, şarkıların bende yarattığı etkiyi yakalayabilirsiniz.

x x x x x

Bölüm 4'ten..
Hiçbir şey uzun zamandır sahip olduğumuz bir şey kadar değerli değildir. Ancak, "değerli" kelimesi yerine "alışkanlık" gelebilir. Uzun süredir sahip olduğumuz birine alışkanlık hissimiz vardır. Ve ancak yanında rahat ettiğimiz insanlar bizi tanırlar ve bizi teselli edip kucaklarlar. Bazen çok yapışkan olan bir şeyden bıkmış olabilirsin, bakmak bile istemezsin. Ancak, dünyada seni koruyabilecek kişiler "senin insanların"dır. Alıştığın ve yanında rahat ettiğin insanlar, uzun zamandır sahip olduğun dostlukların sana sevgi verenlerdir. Sevmekten kendimizi alıkoyamıyoruz. 
Bölüm 5'ten...
Annenizi teselli edebilecek yaşa geldiğinizde sadece "seni seviyorum, teşekkür ederim" demenin yetmediği zamanlar olur. Şu an annenizin gönlünü hoş tutmak istiyorsanız "Anne, sana ihtiyacım var" demeniz yeterli olacaktır. 
Bölüm 12'den...
Birini sevmek, sadece istediklerini vermek değildir. İstemeseler de umutsuzca bir şeyler yapmak istemektir. Birisini sevmek... sadece yanındayken sevgini göstermek değildir. Ona olan sevginizi ona uydurabilmektir aynı zamanda. Ayrıca bazıları için sevmek, sevdiğin sana acı çektirdiği için sevdiğinden nefret etmeye çalışırken sonuçta ondan nefret edemeyeceğini bilmektir. Sevmek... ondan nefret etmeyeceğin anlamına gelmez, asla nefret edemeyeceğin anlamına gelir.

 Bölüm 13'ten...
Ben küçükken evimde bir Süpermen yaşardı. MacGyver gibi her şeyi tamir edebilecek bir adamdı. Ve her türlü sorunu çözmek için aniden çıkıp gelirdi. Ve hiçbir zaman zayıf bir yanı olduğunu göstermezdi. Ancak, çocukluktan çıktıktan sonra gerçeği öğrenmeye

25 Temmuz 2016

Habersiz Fotoğraf Çekmek ve Guzhengli 'Let Me Know'

Bir Mesele
İnsanların doğal hallerinin çekildiği fotoğrafların yeri her daim ayrıdır. Böyle fotoğraflara kimi zaman "Yaa baksana ne biçim çıkmışım, sil şunu" denir, kimi zamanda "Aaa ne zaman çektin bunu" denir şaşkınlıkla ve ufak bir tebessümle. Fotoğraflarda düzgün ya da güzel çıkmak konusunda standartları yüksek kişilere bunu beğendirmek zor oluyor. Poz verilip çekilmiş yüzlerce fotoğraf var zaten. Bahsettiğim şekilde fotoğraflar da bulunmalı. Çünkü bir gün o zamandaki şartlara sahip olmayacaksınız. Her zaman aynı mekanda, aynı insanlarla, aynı görüntüyle, aynı lafları ederek bulunmayacaksınız. Zaman geçtikçe değişeceksiniz. Küçükler büyüyecek, büyükler yaşlanacak. Konular ve mekanlar sürekli değişecek. Belki senelerdir yaşadığın yerden ayrılacaksın, belki de okulun bitecek. Ayrılıklar ve tanışmalar olacak, ama bir şey var... O odada her zamanki gibi oturduğun ve konuştuğun ama uzaktan bakılınca nasıl olduğunu pek de bilmediğin bir kareyi hatırlamak kolay olacak mı? Ya da ilk kez gittiğin bir yerde dolaşırken nasıl göründüğünü bilmek çok da önemli değil mi?

13 Temmuz 2016

Bayram Dönüşü: Tahminlerim bazen hiç tutmuyor.

Bayramı tamamladık da döndük. "9 günlük koca tatil" mi? Hadi ama, herkes için o kadar koca değil. Her bir günün birbirinden farklı geçmesi, tatili monoton olmaktan kurtardı. Geçen yazıda gönüllerden bahsetmiştim. Biraz karamsar bir havam vardı, farkındayım. Güzel şeyler yazmak istedim (bayramlar güzeldir çünkü) ama havayı bozamadım da. Bayram boyunca tahmininde bulunduğum olaylardan fazlasını ve farklısını yaşadım.

İlk gün bir ifade takınmıştım. Gülümsedim. Amaç: Ortamın havası güzelleşsin ve insanların hallerinden anlayalım, anlayarak bayram yapalım. Şöyle arada sırada samimiyeti iliklere kadar hissetmek lazım. Bu yüzden kalıp cümlelerden kaçınmak, insanların gözlerinin içine bakmak öncelikler arasındaydı. Bir diğer öncelik işleri kolaylaştırmaktı. (tamam çok çok iyi değildim ama önceki zamanlara göre iyi performans sergiledim) Ev sahibi olanlar bilir, kalabalık misafiri ağırlarken servis yapmak veya bulaşıkları halletmek biraz zordur. "Yapacak işin yoksa ortadaki işi hallet" felsefesiyle ( felsefe :D ) geçirdim ilk günü. Bunlar insanın ruhunu içten içe besleyen, mutluluk veren durumlar..

Muhabbeti pek tatlı insanlar vardı. Muhabbet hep maçtan ya da siyasetten olacak değil. Mesela bir çocuk bana tabletinin şifresini değiştirmeyi öğretti. (daha 4,5 yaşında..) Hesap makinesinde sayılara rastgele basarken "Hırsızlar tabletimi çalarsa açamasın diye hep değiştiririm" dedi ponçik yanak. Hesap makinesinden şifremi değiştirmeyi aklımda tutacağım. Öğrenmiş oldum ki, her tabletine gömülen çocuk soğuk tip değil. Eğer gidip "Bu şekillerin ismini biliyor musun?" diye muhabbeti açarsanız, ilişkiniz derin sırlara doğru ilerleyebilir. *bu kısımda küçük bir tebessüm lütfen*

04 Temmuz 2016

Bayramlar?

Minik bir beyin fırtınası yaptım kendimce. Küçükken herkes bayramlarda mutlu ve heyecanlı olur sanırdım. Hava ise her zaman güzel olur. Büyüdükçe işler değişiyor. Farkettiğim şey ise şu: Bu bayram çeşit çeşit gönüller olacak. Herkes kendince, ailece, grupça, ülkece ve tüm dünya birtakım problemler yaşıyor, sevinçleri de görmezden gelemeyiz elbet. Problemlerin ve sevinçlerin kişiden kişiye değişmesinden ve bazen birinin yürek acısını ya da mutluluğunu bir diğerinin anlamadığından dolayı gönüller farklılaşıyor. Sen gülümserken yanındakinin içi yanıyor olabiliyor.
Benim şahit olduğum kadarıyla, çok yaralı yürek var (ve gönül kelimesi, yürek olarak değişir). Hüzün bol, bazı insanlar gülümseyemeyecek. Kendi ailemden pay biçiyorum, sessizce durup gözleri dalıyor sonra da hüzünlü bir sesle bir şeyler mırıldanıyorlar. Ağlayanlar da var. 
Çok yorgun yürek var. Şuna buna canını sıkıp yorulmuş, meşgalelerden suratındaki gülümsemesini kaybetmiş. Onların dinlenmeye ihtiyacı var, biraz da yaşadığını hissetmeye.

27 Haziran 2016

Film İzleyip Can Sıkıntısı Gidermek

İzleyecek şey yok sanki. Canım bir şeyler izlemek, içinde kaybolup gitmek istiyor. Karakterler içime işlesin. Olaylar karakterler beni boğmasın ama aşırı durgun-klişe olup canımı da sıkmasın. Sıkıldım artık. Klişeler ve karakteri yansıtamayan oyuncular harmanlanınca gözlerimi devirmekten kendimi alamıyorum. "Hadi amaa hayal dünyasında yaşamıyoruz, bu oyuncular niye böyle?" Beni böyle hissettirmeyen yapımlardan son izlediklerimi sunayım.

1) Freedom Writers (2007)
Bu neden sıkmadı? Gerçek hayattan alıntı olması sebebiyle mükemmel işleyen olaylar zinciri (örneğin, asi öğrencilerin aniden öğretmeni sevmesi hemen ardından gelen mükemmel dayanışma) değil gerçeklik vardı. Film çetelerden, ırkçılıktan, toplum içi bölünmeler ve ayrımcılıklardan bahsediyordu ve daha fazlasıydı. Bu konuda bilgimin az olduğunu öğrendim, filmi izlerken yeni şeyler ya da olayların ciddiyeti hakkında daha çok fikrim oldu, bu da filmi bende ayrıcalıklı yapan bir başka özellik. Bu filmin zamanlamasını iyi yapmışım ve alıp alabileceğim en iyi etkiyi almışım. Bir gün bu filme dair bir yazarım. Aramızda özel bir bağ oldu.

16 Haziran 2016

Merhabalar.


Hi guys, merhabalar gençler~!

Öncelikle okuyan şahıs (bir-iki tahmini okuyucum dışında) kimsin bilmiyorum ama umarım hayatın iyi gidiyordur. Burada olmaktan memnun olmanı dilerim şayet varlığından memnun okuyucu olmadan blog işine tutkuyla devam etmek beni zorlayan bir konu. 

Saydam döndü.. sayılmaz. Mümkün olursa ben de dönüş yapmaktan pek tabi mutluluk duyarım. Bunca zaman buranın boş kalmasının nedeni gerekli şartların sağlı olmaması(burası dinlemek için sıkıcı olan kısım, hadi geçelim) 




İki şey gerekli bana. Birincisi, sizin varlığınızı farketmem lazım. Üzgünüm, siz bana herhangi bir mesaj veya yorum yollamadıkça duvara konuşuyor gibi hissediyorum. (Sayfa görüntüleme sayısı pek bir şey ifade etmiyor yani.) Yorum yapmak için yazacak çok şeyiniz olmayabilir, benim de olmuyor. Sadece "Güzel yazı" veya "Paylaşım için teşekkürler" gibi yorum yapmışlığım az değil. Siz de yapın. Bir "merhaba" yazmak boş gelmez bana. 
Birinci madde beni önceden tanıyanlara hitabendi, sanırım. İkincisi, bloğumun yazarı olmak için fazlaca ot bir yaşamım var (sıkıcı-monoton yani). Birkaç fikire sahibim, onlar hakkında yazı yazabilirim. Endişem, fikirlerin tükenmesi ve bu sevgili sayfanın ölü bloğa dönüşmesi. Bu konuda iş bana düşüyor, sizin yardımınız olabilir mi? Belki. Birkaç fikir verebilirsiniz "şunu yapmayı bir düşün" diye. Değerlendiririz.

Evet bu paylaşımın amacı, öncelikle kendi varlığımı bildirmek sonra da sizden aynısı beklemek idi. Blog yazmayı seviyorum ama yüksek kriterlerim var. (Nasipse) Kafamdaki başarılı blogger olma sürecinde bana eşlik edebilirsiniz ya da yardımcı olabilirsiniz. Hani dünyada yapacak başka bir işiniz kalmadıysa diye söylüyorum.

İşler güzel giderse yüksek ihtimalle bir tanıtım yazısı gelir. 
İlgi alanlarım hakkında yeterli bilgilendirmeden sonra o alanlarla alakalı paylaşımlar gelebilir. 
İsterim ki bir paylaşımın sonuna geldiğinizde size katkısı olan yazılarım da olsun örneğin günlük yaşam kalitenizi arttıracak birtakım fikir/öneriler (okunduğu kadar mükemmel şeyler beklemeyelim lütfen) 
'Dert dinlenir' ya da 'dert anlatılır' temalı yazılar gelebilir. 
Bloggerda meşhur "mim"ler var. (Belirli temaya ait soruların olduğu ve bunları cevaplandırıp başkalarına paslaya paslaya devam eden, birbirimizi tanımayı kolaylaştıran bir tür etkinlik.) Mim üretir ya da olanı yaparım, olabilir. 
Eskiden resim yapar, buraya koyardım. Eskisi gibi aktif dışa açık parçalar yapmıyorum(ünlü portresi gibi). Kendi içimde birtakım çizim-boyamalarım var. Uygun bir şeyler varsa onlar da gelebilir.

Söyleyeceklerim bu kadar, zaman ayıranlarınıza teşekkürler. Bi sinyal yollamayı unutmayın~



~--~
           Saydam'dan Merhaba yazısı okudunuz.
Wide Eye Onion Kun