25 Temmuz 2016

Habersiz Fotoğraf Çekmek ve Guzhengli 'Let Me Know'

Bir Mesele
İnsanların doğal hallerinin çekildiği fotoğrafların yeri her daim ayrıdır. Böyle fotoğraflara kimi zaman "Yaa baksana ne biçim çıkmışım, sil şunu" denir, kimi zamanda "Aaa ne zaman çektin bunu" denir şaşkınlıkla ve ufak bir tebessümle. Fotoğraflarda düzgün ya da güzel çıkmak konusunda standartları yüksek kişilere bunu beğendirmek zor oluyor. Poz verilip çekilmiş yüzlerce fotoğraf var zaten. Bahsettiğim şekilde fotoğraflar da bulunmalı. Çünkü bir gün o zamandaki şartlara sahip olmayacaksınız. Her zaman aynı mekanda, aynı insanlarla, aynı görüntüyle, aynı lafları ederek bulunmayacaksınız. Zaman geçtikçe değişeceksiniz. Küçükler büyüyecek, büyükler yaşlanacak. Konular ve mekanlar sürekli değişecek. Belki senelerdir yaşadığın yerden ayrılacaksın, belki de okulun bitecek. Ayrılıklar ve tanışmalar olacak, ama bir şey var... O odada her zamanki gibi oturduğun ve konuştuğun ama uzaktan bakılınca nasıl olduğunu pek de bilmediğin bir kareyi hatırlamak kolay olacak mı? Ya da ilk kez gittiğin bir yerde dolaşırken nasıl göründüğünü bilmek çok da önemli değil mi?

13 Temmuz 2016

Bayram Dönüşü: Tahminlerim bazen hiç tutmuyor.

Bayramı tamamladık da döndük. "9 günlük koca tatil" mi? Hadi ama, herkes için o kadar koca değil. Her bir günün birbirinden farklı geçmesi, tatili monoton olmaktan kurtardı. Geçen yazıda gönüllerden bahsetmiştim. Biraz karamsar bir havam vardı, farkındayım. Güzel şeyler yazmak istedim (bayramlar güzeldir çünkü) ama havayı bozamadım da. Bayram boyunca tahmininde bulunduğum olaylardan fazlasını ve farklısını yaşadım.

İlk gün bir ifade takınmıştım. Gülümsedim. Amaç: Ortamın havası güzelleşsin ve insanların hallerinden anlayalım, anlayarak bayram yapalım. Şöyle arada sırada samimiyeti iliklere kadar hissetmek lazım. Bu yüzden kalıp cümlelerden kaçınmak, insanların gözlerinin içine bakmak öncelikler arasındaydı. Bir diğer öncelik işleri kolaylaştırmaktı. (tamam çok çok iyi değildim ama önceki zamanlara göre iyi performans sergiledim) Ev sahibi olanlar bilir, kalabalık misafiri ağırlarken servis yapmak veya bulaşıkları halletmek biraz zordur. "Yapacak işin yoksa ortadaki işi hallet" felsefesiyle ( felsefe :D ) geçirdim ilk günü. Bunlar insanın ruhunu içten içe besleyen, mutluluk veren durumlar..

Muhabbeti pek tatlı insanlar vardı. Muhabbet hep maçtan ya da siyasetten olacak değil. Mesela bir çocuk bana tabletinin şifresini değiştirmeyi öğretti. (daha 4,5 yaşında..) Hesap makinesinde sayılara rastgele basarken "Hırsızlar tabletimi çalarsa açamasın diye hep değiştiririm" dedi ponçik yanak. Hesap makinesinden şifremi değiştirmeyi aklımda tutacağım. Öğrenmiş oldum ki, her tabletine gömülen çocuk soğuk tip değil. Eğer gidip "Bu şekillerin ismini biliyor musun?" diye muhabbeti açarsanız, ilişkiniz derin sırlara doğru ilerleyebilir. *bu kısımda küçük bir tebessüm lütfen*

04 Temmuz 2016

Bayramlar?

Minik bir beyin fırtınası yaptım kendimce. Küçükken herkes bayramlarda mutlu ve heyecanlı olur sanırdım. Hava ise her zaman güzel olur. Büyüdükçe işler değişiyor. Farkettiğim şey ise şu: Bu bayram çeşit çeşit gönüller olacak. Herkes kendince, ailece, grupça, ülkece ve tüm dünya birtakım problemler yaşıyor, sevinçleri de görmezden gelemeyiz elbet. Problemlerin ve sevinçlerin kişiden kişiye değişmesinden ve bazen birinin yürek acısını ya da mutluluğunu bir diğerinin anlamadığından dolayı gönüller farklılaşıyor. Sen gülümserken yanındakinin içi yanıyor olabiliyor.
Benim şahit olduğum kadarıyla, çok yaralı yürek var (ve gönül kelimesi, yürek olarak değişir). Hüzün bol, bazı insanlar gülümseyemeyecek. Kendi ailemden pay biçiyorum, sessizce durup gözleri dalıyor sonra da hüzünlü bir sesle bir şeyler mırıldanıyorlar. Ağlayanlar da var. 
Çok yorgun yürek var. Şuna buna canını sıkıp yorulmuş, meşgalelerden suratındaki gülümsemesini kaybetmiş. Onların dinlenmeye ihtiyacı var, biraz da yaşadığını hissetmeye.
Wide Eye Onion Kun